serpilayan38 @ gmail.com

 İnsanoğlu çaresiz kaldığı zaman kendisini “İlahi Adalet’e” teslim eder. Hiçbir zaman Cenab-ı Hak’ta mazlumların haklarını zalimlerin yanına bırakmaz.

 Mevlana hazretlerinin ufak ama bir o kadarda anlamlı bir sözüyle giriş yapmak istedim: “Gönül al, dost al, yoldaş al ama beddua alma.” alma ki, mazlumun ahı hiçbir kimsenin yanına kalmamıştır, kalmayacakta…

 İnsan bedeni birçok yükü kaldırırken, hayatının belli noktalarında ise ufacık bir sözü kaldıramaz hale gelebiliyor. Kul şükrünü, isteğini ve bazen de yakarışını Allah’a (C.C) yapmaktadır. Ama insanoğlu bazen kaldıramayacağını düşündüğü bir yükün altında ezilmişlik hissine kapıldığı anda, dilinden düşen her bir duayı yakarış içinde beddua olarak Rabbine arz eder. Resullullah Efendimiz bu konuda, “Mazlumun bedduasından sakınınız. Çünkü o dua, bir ateş kıvılcımı gibi semaya yükselir” buyurmuştur.

 Beddua da tıpkı dua gibi dini öğretilerimiz ve kaynaklarımızda açıkça gelmiştir. Allah-u Teâla Tebbet suresinde Peygamberimizin amcası Ebu Leheb’in yaşattığı eziyet ve sıkıntılardan dolayı beddua ederek şöyle buyurmaktadır: “Kurusun Ebu Leheb’in elleri ve kurudu da”.

 Ayette geçen ‘et-Teb’ sözcüğü helaket, ölüm manasına gelmektedir. Surenin başındaki ilk ‘Teb’ Ebu Leheb’in helaketine ve zararına edilen duadır. Yani gerçekte bedduadır.

 Hatta “Ah” alınmaması yönünde birçok söz söylenmiştir. Bunlardan birkaçına değinecek olursam; Şadi Şirazi “Elinden geldiği kadar bir gönülü perişan etmemeye çalış, Çünkü bir “Ah” cihanı alt üst eder” derken, Mevlana Hazretleri’de “Ey Can; kimseyi kırma… Sözden ağırı yoktur. Beden çok yükü kaldırır ama gönül her sözü kaldıramaz” gönül kırmanın yükünün ağırlığına dikkat çekerken Yunus Emre ise ah alma ile ilgili olarak “Yüz kez hacca vardın ise, yüz kez kaza kıldın ise / Bir kez gönül yıktın ise, gerektir çekesin ahı / Sorun bana aklı eren gönül mü yeğ, Kabe mi yeğ / Ben eyderüm gönül yeğdir, gönüldür Hakkın durağı.” demiştir.

 Bu yüzden halk arasında da çok sık söylenen “Ev alın, arsa alın, araba alın, eşya alın ama siz siz olun asla ah almayın.” sözünü hatırlatırken, yazımı Hz. Muhammed (S.A.V.) efendimizin şu kıssası ile noktalamak isterim.

 Resulullah Efendimiz (S.A.S.), Hz. Muaz’ı (R.A.) Yemen’e vali gönderdi. Gönderirken ona dedi ki: “Sen ehli kitap bir kavme gidiyorsun. Onları davet edeceğin ilk şey Allah’a ibadet olsun. Allah’ı tanıdılar mı, kendilerine Allah’ın zekâtı farz kılmış olduğunu zenginlerden alıp fakirlerine dağıtılacağını onlara haber ver. Onlar buna itaat ederlerse kendilerinden zekât al. Zekât alırken halkın nazarlarında kıymetli olan mallarından sakın. Mazlumun bedduasını almaktan kork. Zira Allah’la bu beddua arasında perde mevcut değildir.” (Buhari Zekât 1- 41, Ebu Davut Zekât 4-1584).