info @ istanbulungazetesi.com

ELEŞTİRİ’YORUM

 

Hindistan’ da ‘renklerin ustası’ olarak tanınan ünlü ressam, yerine yetiştirdiği öğrencisine son dersini vermek istemiş. Yanına çağırarak öğrencisinin yaptığı kendisinin de en beğendiği resmi bir de halkın beğenisine sunmak istediğini iletmiş. Bunun için de şehrin en kalabalık meydanına asarak altnına “hata gördüğünüz yerlere bir x koyunuz” notu ile bir fırça bırakmasını tembihlemiş. Hocasının tavsiyesini heyecanla yerini getiren öğrencisi bir kaç günün sonunda resmi almaya gittiğinde büyük bir şaşkınlık ve üzüntü yaşamış. Resim adeta boş yer kalmaksızın çarpılarla doluymuş. Duyduğu mahcubiyetle özgüvenini de yitiren genç ressam hocasına götürmüş resmini. Hocası pes etmemesini, resmin birebir aynısını tekrar çizerek yine aynı yere asmasını söylemiş. Lakin bu kez “Lütfen hata gördüğünüz yerleri düzeltiniz” notu ile palet dolusu boya ve fırça bırakmasını da. Aynı titizlikle görevini yerine getiren öğrenci resmi almaya gittiğinde hiç dokunulmamış olmasına pek şaşırmış, bi o kadarla sevinçle koşarak hocasının yanına gelmiş. Ve o gün genç ressam hayatının en önemli dersini de hocasının şu sözleriyle çıkarmış . Usta ressam şöyle demiş: “İlkinde, insanlara fırsat verildiğinde ne kadar acımasız bir eleştiri sağanağı ile karşılaşılabileceğini gördün. Hayatında hiç resim yapmamış insanlar dahi gelip senin resmini karaladı. İkincisinde, onlardan müspet,yapıcı,olumlu olmalarını istedin. Yapıcı olmak eğitim gerektirir. Hiç kimse bilmediği bir konuyu düzeltmeye cesaret edemedi. Çünkü insanlar bilmediği konu hakkında nasıl düzeltme yapacağına dair fikirleri de yoktu” Öyleyse oğul ;

– Emeğinin karşılığını, ne yaptığını bilmeyen insanlardan bekleme. – Değer bilmeyenlere sakın emeğini sunma. – Asla bilmeyenle tartışma.

***

Gelelim günümüze...

Eleştirmek için fiziki dile sahip olmaktan ziyade, konu hakkında ehliyet, derinlemesine bilgi ve hassas bir kavrama gücüne ihtiyaç vardır. Eleştirmen, sunduğu savını bilgi ve kaynaklarla desteklemelidir. Ayrıca eleştiri ciddi bir konudur. Yakıp yıkan değil, yapıcı olan derin bilgiyi analizlerlerle çözüm sunan bir sonuca dayandırmalıdır.

Ülkemize geç kalan ve zorlu bir varoloş sancısı çeken “eleştiri kültürü” ne yazık ki hala karalamak ve çamur atmakla birbirine karıştırılıyor. Öylesine acımasız hakaretler, adap dışı cümleler, aşağılamalar özgürlük veya eleştiri kılıfı altında yapılır oldu. Öyle ki; kişiye hakaret etmek için konunun tamamen bahane olduğunu kolaylıkla fark edebilirsiniz.

***

Bir de her konuda fikir sahibi olanlar var. Şöyle bir göz ucuyla baktığınızda herkesin herşeyi nasıl da bildiğini görmemek mümkün değil. Çevremizde, mecliste, köşe yazılarında, sosyal medyada hemen hemen her alanda. Dolayısıyla çok bilen bu insanlardan eleştiri nasibini almayan zümre de yok denecek kadar az. Eline telefon alan bu zeka küplerinin adeta yılların profesyonel topçusu, din alimi, komutanı hatta ve hatta dünya lideri sanan edalarına, sevmediği kişileri linç etmeyi kendilerinde meşru gördüklerine tanık olursunuz.

 

Hayattaki en büyük başarısı herşeyi yanlışlamak olan kompleksli kişiliklerin, hakkın mücadelesini verenleri tenkit etmek adına nifak ve nefret tohumlarını saçmaları kabul edilir bir durum değildir oysa. Kişi kurumun veya şahsın eylemini benimsemiyor olabilir, makul ölçülerle eleştirebilir. Yerine yargının doğruluğunu veya yanlışlığını ortaya çıkaran dayanaklarını sunmakla beraber. Aksi halde her ne kadar alim, muallim gibi göründüğünü sanıyorsa da çirkince toplumu ayrıştıran değersiz değer olarak hafızalara kazınılacağı kaçınılmaz bir gerçektir.

 

Öyleyse nacizane derim ki ; birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyduğumuz şu hassas dönemde, ya acilen dönüp bi kendine bakmayı önceleyen eleştiri dersleri almalı ya da fırçayı eline alıp daha iyisini yapmalı. Karalayıp kaçmak yok...

***

Selam olsun Albayrağa selam durana...